zeki insanların mutlu olabilmelerine nadiren şahitlik ettim.
champs-elysées bulvarına bir daha neden çıkacağım ki?
neden bütün o arabalarla birlikte arc de triomphe’ın çevresinde bir tur daha döneyim? neden roissy-charles-de-gaulle havalimanı’na tekrar gitmeliyim?
insan şehir değiştirdiğinde hayatı da değişiyor mu ki?
ne diyordum?
roissy’de salaklık edip duracağımıza bir uçağa atlasaydık ya?
sıradaki kalkan ilk uçağa mesela? herhangi bir yere giden, burası hariç.
venezuela’ya ya da vietnam’a ya da sri lanka’ya ya da irlanda’ya uçsak?
güneşin batmakta olduğu bir yere? panoda döner harflerle kanat çırpan varış yerlerini görüyor musun?
dublin? köln? paris? tokyo? şangay? amsterdam?
madrid? edinburgh? oslo? berlin? brüksel?
her şehir bir soru işareti mi? pistin ucunda havalanan uçaklara özenmiyor musun?
havalimanlarında sen de benim kadar bunalmıyor musun?
linolyum döşemeli bekleme salonlarında, turuncu koltuklara yığılmış, hazır kahve içerek kalkış saatini bekleyen şu orta kademe yönetici takımına anlam verebiliyor musun? tekerlekli bir çöp bidonunu gürültüyle çeken şu yer görevlileri hakkında ne düşünmek lazım? bize ne söylemek istiyorlar?
yolculukların insanı hiçbir yere götürmediğini mi?
insanın ya hayat boyu tatilde olması ya da hiç tatil yapmaması gerektiğini mi?
artık kaçmanın mümkün olmadığını mı?
dikkatli gözlerle 747’lerin havalanışını seyrederken ben,
kendime yine de,
neden onlardan birinin içinde olmadığımızı soruyorum.






